spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2015 Salı

Geri dönmesi beklenecek adam: Steven Gerrard





Steven Gerrard Liverpool'dan ayrılacağını açıklayınca her sporsever bir şeyler söylemek veya yazmak isteği duydu çünkü, bu ayrılış diğerlerinden çok farklıydı. Gerrard 1987 yılında altyapıdan başlayarak kaptanlığa kadar yükseldiği 27 yıllık takımından ayrılmaya karar veriyordu. "Steven Gerrard Liverpool'dan ayrılıyorsa herkes herkesten ayrılabilir" diyeni de çıktı; "Bir daha böyle kaptan zor gelir" diyeni de. Benim içinse onun yeri daha farklı, Gerrard benim doğduğum yıl futbola başlamaya karar verip ben 11 yaşındayken profesyonel anlamda futbol kariyerine başlamış bir isim ve her şeyden öte bana futbolu sevdiren adam. İşte o nedenle benim de bu ayrılığın üzerine yazmam gerekiyordu. Ben Steven Gerrard'la futbolu anlamaya başlamış ve sevmiştim. Tuhaftır ki Türkiye'de futbolun kötü yönetilmesi nedeniyle artık taraftarlığımı askıya aldım ve futbol izleyesim de gelmiyordu. Gerrard da tam bu dönemde 27 yıldır oynadığı takımından ayrılacağını söylüyordu. Yani futbol bir kez daha "Futbol sadece futbol değildir." dedirten bir olaya tanıklık etmemizi sağlıyordu.


30 Mayıs 1980 tarihinde dünyaya gelen İngiliz futbolcu 7 yaşındayken Liverpool altyapısında futbol kariyerine başlar. Bir yıl sonra futbol kariyerini başlamadan bitirecek bir olay yaşamış, ayağına orak saplanmıştır ve parmağının kesilmesi tehlikesiyle baş başa kalmıştır. Babası çareyi Liverpool'un doktorlarını devreye sokarak bulmuş ve Gerrard'ın ayağı kısa sürede iyileşmiştir. İngiliz futbolcu birlikte altyapıya yazıldığı kuzenini ise 1989 yılında yaşanan Hillsborough faciasında kaybetmiştir. (Hillsborough faciası) O nedenle Gerrard her zaman formasını kuzeni için de giydiğini belirtir. 29 Kasım 1998 yılında Liverpool'un 2-0 kazandığı Blackburn Rovers maçına çıkmasıyla profesyonel futbol hayatına adım atmıştır.

Steven Gerrard Liverpool'da profesyonel olarak oynadığı 17 yıl boyunca 6 kere Premier Ligin en değerli futbolcusu seçildi. Liverpool'un 2000-2001 sezonunda UEFA Kupasında şampiyon olmasıyla beraber kaptan da hem finalin hem de turnuvanın en değerli futbolcusu olmaya layık görüldü. Aslında 2001 yılı onun için özeldi çünkü; hem Uefa kupasını, hem lig şampiyonluğunu hem de FA kupasını kaldırdığı bir yıldı.

2005 yılı ise hem Liverpool için hem de Gerrard için unutulmaz bir yıl oldu. Şampiyonlar Ligi'nde gruplarda Liverpool'un Olympiakos ile oynadığı maçta İngiliz futbolcu attığı golle takımının gruptan çıkmasını sağlamıştır ve böylelikle kupaya kadar uzanan bir macerayı da başlatmıştır. İstanbul'da Milan ile oynadıkları finalde ilk yarı bittiğinde Liverpool 3-0 yenik durumdaydı ve 2. yarıda da durumun değişmeyeceğini düşünenenler fazlaydı. Kaptan tam da bu durumda sahneye çıktı dakika 54'te takımını uyandıracak ilk golü attı ve sadece 6 dakika içerisinde durum 3-3'e geldi. Maçın sonuna kadar değişmeyen 3-3'lük skor uzatmalarda da sürdü, Şampiyonlar liginin şampiyonu ise penaltılarla Liverpool oldu. Gerrard ise 8 gol atarak 2004-2005 sezonunun gol kralı olmuştur ayrıca en değerli futbolcu ödülüne de layık görülmüştür. Bunun yanısıra 2005 yılında Avrupa'nın en değerli futbolcusu seçilmiştir, yine aynı yıl BBC'ye göre de yılın en değerli 3. futbolcusudur.

2004-2005 sezonu Şampiyonlar Ligi şampiyonu Liverpool


Geçen yıl ise Liverpool uzun bir aradan sonra Premiere Lig şampiyonluğuna çok yaklaşmıştı. Tam da Hillsborough faciasının anıldığı günlerde 13 Nisan 2014 tarihinde Anfield'da Manchester City'yi 3-2 yenen Liverpool liderliğe yükselmişti. Norwich'i yenmeyi başaran Liverpool'un önündeki tek engel Chelsea'ydi. Bir pozisyonda ayağı kayan Steven Gerrard topu Demba Ba'ya kaptırarak takımının gol yemesine sebep olmuştur. Chelsea maçı 2-0 kazanmıştır, bu sonuçla da şampiyonluk Manchester City'nin olmuştu. Gerrard'ın ayağı kaymasaydı ne olurdu sorusu ise yine sonsuza kadar cevapsız kalacak.

Gerrard'ın takımdan ayrılacağı söylentileri dolaşırken o da sözleşmesi uzatılmazsa takımdan ayrılacağını belirtti. Eskisi gibi süre bulamadığı ve futbol oynamaya devem etmek istediği için Liverpool'un kendisine sunduğu sezon sonunda futbolu bırakıp, teknik ekibe katılması yönündeki teklifi geri çevirdi. Bu yılın başında ise MLS'ye giderek Los Angeles Galaxy'de oynayacağını kamuoyuna duyurdu.

11 yıl boyunca Liverpool'un kaptanlığını başarılı bir şekilde yerine getiren Gerrard birçok futbolcuya da "Nasıl kaptan olunmalı" dersi vermiştir ayrıca profesyonel olarak top oynadığı 17 yılda 5 kırmızı kart görmesi de bazı futbolcuların örnek alması gereken bir durum bence.  Liverpool formasıyla oynadığı maçlarda 176 gol attı. Avrupa kupalarında attığı 40 golle de takımının en golcü futbolcusu oldu. İngiltere Milli Takımı'nda da 98 maçta 19 gol atmış ve 1 kere de çift sarıdan olmak üzere kırmızı kart görmüştür. O kırmızı kartı ise Cüneyt Çakır çıkarmış ve Gerrard'a ilki yaşatmıştır.


Steven Gerrard 7 yaşındayken başladığı Liverpool yolculuğunu 34 yaşındayken bitirdi. Bu veda kısa süreli mi olur yoksa uzun süreli mi onu hep olduğu gibi yine zaman belirleyecek. Kim bilir, bu gidişin dönüşü olacak mı?








22 Temmuz 2014 Salı

# Sayfa Tasarımları 1 / Şahika Ercümen Röportajı




Şahika Ercümen dalış sporunda dünya rekortmenliğini elinde bulunduran bir isim ve yine rekor için antrenman yapıyor. Bir proje kapsamında arkadaşım Elzem Dinç kendisiyle röportaj yapmıştı ve ben de sayfaları tasarladım ki röportajı okuyunca bir kez daha çok özel bir isim olduğunu fark ettim. İlk göze çarpan Şahika Ercümen'in astım hastası olması ve bunun çocukken fark edilmesi. Eğer dalma sporuna nasıl başladığını ve rekorlarını merak ediyorsanız röportajı okumanızı tavsiye ediyorum.


1.




2.




3.




4.





5.

22 Haziran 2014 Pazar

Masha'nın teniste geldiği son nokta!


2001'den beri kadınlar finalinde 3. sete uzayan bir maçı göremiyorduk Roland Garros'ta ama dün Simano Halep ve Maria Sharapova arasında oynanan maç hem 3.sete uzadı hem de kadınlar finali olarak en uzun oynanan maçlardan biri oldu; 3 saat 2 dakika.,

Maçın galibi ve 2014 Roland Garros Kadınlar Şampiyonu ise Rus Maria Sharapova oldu. Maria Sharapova'nın performansından ve geldiği noktadan bahsetmeden önce Simona Halep hakkında yazmak gerekiyor.

Simona Halep şu an kadınlarda dünyanın 4 numaralı tenisçisi. Rumen raket 27 Mayıs 1991 senesinde dünyaya gelmiş. İdol olarak şu an aktif olarak tenisle uğraşmayan dünyanın eski bir numarası Justine Henin'i ve kariyerine koç olarak devam eden Romen Andrei Pavel'i gösteriyor. Halep 2010 senesinin Nisan ayında dünya sıralamasında 166. sıradaydı, arka arkaya önemli isimlerde mücadele etti, çok iyi maçlar çıkardı. 2003'ün başlarında Romanya'nın 2 numaralı tenisçisiydi, dünya sıramasında ise artık 47. sıradaydı.

2013 yılında sergilediği tenis daha farklıydı artık daha sakin oynuyor ve daha iyi savunma yapıyordu. Sezonun sonunda ise aldığı başarılı sonuçlar onu dünyanın en iyi 11. tenisçisi yaptı. 2014 senesinde Avustralya Açık'ta çeyrek finale kadar başarılı bir şekilde geldi ve kariyerinde ilk defa Grand Slam'de çeyrek finale yükselmiş oldu, ama sonrasında yarı finale çıkamadı. Katar Açık'ta finalde Angelique Kerber'i yenmeyi başardı ve kariyerinin ilk şampiyonluğunu yaşadı. BNP Açık'ta çeyrek finalde Casey Dellacqua'yı saf dışı bıraktı ve bu sonuç onu dünya sıralamasında 5. sıraya çıkardı.
Simona Halep şu an 19 Mayıs tarihinde açıklanan yeni listeye göre dünyanın 4 numaralı tenisçisi. Roland Garros'ta finale gelene kadar çok iyi performanslar sergiledi, sırasıyla aldığı sonuçlar şöyleydi;

İlk tur: Alisa Kleybanova (6-0/6-2)
İkinci tur: Heather Watson (6-2/6-4)
Üçüncü tur: Maria Teresa Torro Flor (6-3/6-0)
Dördüncü tur: Sloane Stephens (6-4/6-3)
Çeyrek final: Svetliana Kuznetsova (6-2/6-2)
Yarı final: Andrea Petkoviç (6-2/7-6)

Simona Halep hakkında genel bilgileri verdikten sonra asıl şampiyona Maria Sharapova'ya dönelim.
Spor karşılaşmalarını seviyorsanız illa ki tuttuğunuz bir taraf vardır ya da sizin için özel olan bir isim, Sharapova'da benim için öyle. 2012'den sonra 2. kez Roland Garros'ta şampiyonluk yaşadı hem de eskiden olsa koşamayacağı bir sürü topu çıkararak, inanılmaz bir mücadele ortaya koyarak ve bir kez daha benim için özel bir sporcu oldu. Sharapova için çok fazla şey söyleyebiliriz, oyun tekniğini, taktiğini, servis atarken bağırmasının rakibini olumsuz etkilediğini veya yine servis atarken yavaş davranmasını ters yönde eleştirebiliririz ama geldiği noktayı, toprak kortta bu şekilde mücadele eden bir sporcu haline gelmesi ile ilgili kötü eleştiri yapamayız.

Sharapova tenis haricinde de para kazanan bir sporcu hatta tenisten kazandığından daha fazlasını kazanıyor yani istese tenisi bırakabilir ama o bu işe para olarak bakmayanlardan yani içinde sonsuz bir tenis aşkı var bence. Sırtında ortaya çıkan sakatlıktan sonra bir yıldan fazla tenisi bırakıp sonra inanılmaz bir mücadeleyle geri dönüyorsa bir sporcu ve eskisinden çok daha iyiyse bu tamamen yaptığı işe duyduğu saygıdan da öte aşktandır. Kariyerine bakmadan ve şampiyonluk maçı hakkındaki detayları vermeden önce biraz hayatına dönelim.

Lakabı Masha olana Maria Sharapova 19 nisan 1987 yılında dünyaya gelmiştir. 8 yaşındayken Nick Bolettieri Tenis Akademisi'nde oynayabilmek için Amerika Birleşik Devletlerine göç etti ve babası ile birlikte çok çalıştı, zaten uzun yıllar koçluğunu da babası yaptı. 2003 yılında henüz 16 yaşındayken Avustralya Açık ve Roland Garros'a katıldı, eleme turlarını geçse de ilk turda elendi. Aynı yıl katıldığı DFS Classic'te ise dünya sıramasında ilk yirmi de yer alan Elelna Dementiava'yı yenerek yarı finale çıktı ve bu ona Wimbledon'a wildkartla katılma hakkını kazandırdı. İlk şampiyonluğunu ise 2013 senesi bitmeden Japonya açık tenis turnuvasında kazandı ve böylelikle yılın çıkış yapan sporcusu olarak seçildi.

Masha'nın benim dahil herkesin dikkatlerini üzerine çekmesi ise 2004 yılında oynadığı ve en prestijli turnuva olarak kabul edilen Wimbledon Açık'te sergilediği oyunla birlikte oldu. Yarı finale kadar çok emin adımlarla gelmişti yarı finaldeki rakibi ise eski bir numaralardan ki karşılaştıklarında da 5. sıradaydı Lindsay Davenport'tu. Favori tabii ki Davenport'tu ama aslında sporda favori daha doğrusu kesin diye bir şey yoktur ve bu maç da bize bir kez daha bunu gösterdi. Aslında biraz da yağmurun mucizsiydi diyebiliriz çünkü yağmur arası verilmeden önce Davenport ilk seti 6-2 almıştı ve 2. sette de servis kırma puanına yakındı ama yağmur arasına gidildi. Maç yeniden başladığında sanki en baştan oynamaya başlamıştı Sharapova tie-break e götürdüğü 2. seti 7-6 aldı ve son sette ise kendisinden beklenenden çok üstte bir oyun sergiledi ve seti 6-1 aldı bu sonuçla maçtan 2-1 galip ayrıldı ve Serena Williams'ın rakibi oldu. Davenport'u severdim aslında eski tenisçilerin hepsini izlemeyi seviyorum çünkü kadınlarda daha farklı bir stil hakimdi eskiden, o nedenle Davenport elendiğinde üzülmüştüm ama finalde agresif tavırları nedeniyle bir türlü ısınamadığım Serena'ya karşı "hadi sarı kız, kazan şu maçı" diyerek Masha'yı tutacaktım. Masha'da ondan bekleneni fazlasıyla verdi ve bence herkesi şaşırttı. İlk sette Serena'ya neredeyse oyun vermeyecekti ve set 6-1 ile bitti, 2. set biraz daha dengede gitse de Sharapova bu seti de 6-4 almayı başardı ve Wimbledon'ın şampiyonu oldu. Wimbledon kazanan ilk Rus raket oldu ayrıca 13. seri başı olarak gelmişti turnuvaya ve en düşük seri başı raket olarak da şampiyon olan isim oldu. 17 yaşından biraz büyük olduğu için en genç şampiyon olan 3 isimden biri ünvanının da sahibi oldu. Yani bir şampiyonluk ona üç tane farklı ünvan getirdi. Ayrıca aldığı bu sonuçla birlikte artık dünya sıramasında ilk 10 tenisçi arasına girmişti.
                                     Wimbledon finali sonrası Serena Williams ile birlikte


2005 senesine Avustralya Açık'ta yarı finale yükselerek iyi başladı fakat Serena Williams'a karşı ilk seti 6-2 aldıktan sonra 2. seti 7-5 kaybetti. Son sette maç puanı oynamasına rağmen Serena Williams buna izin vermedi ve seti 8-6 alan taraf Serena Williams'tı dolayısıyla maçı da kazanmış oldu.

Şubat ayında ise bir Tier I turnuvası olan Toray Pan Pasifik Açık'ın finalinde 1. numaralı seri başı olan Lindsay Davenport'u bir kez daha yenmeyi başardı  ve biraz daha zirveye yaklaştı. Roland Garros'a geldiğinde ise çeyrek finalde geçen sene olduğu gibi Justine Henin'a kaybetti. Çim sezonunda art arda 17 maç kazanarak Wimbledon'a geldi ve bir sene önceki şampiyonluğunu korumayı istiyordu. Yarı finale geldiğinde ise 2005 senesinin şampiyonu Venüs Williams'a 7-6 ve 6-1'lik setlerle yenildi.

Sharapova 2005 senesinin ağustos ayında sadece bir haftalığına dünya sıralamasının bir numarasına yükseldi. Bunu başaran ilk Rus kadın tenisçi oldu. Davenport'un sakatlığı nedeniyle bir numaraya yükselmişti fakat Lindsay Davenport geri dönüp maçlar kazanınca yine bir numaraya yükseldi.
Amerika Açık'ta ise yarı finalde Kim Clijters'a kaybetti ve Kim Clijsters o senenin şampiyonu oldu. Böylelikle Masha 2005 yılındaki bütün grandslamlerde şampiyonlara elenmiş oldu. Sezon bittiğinde ise dünya sıralamasında dördüncü sırada yer alıyordu.

2006 senesinde ise Amerika Açık'a kadar çok başarılı performanslar sergilemedi ama sezonun son grand slam turnuvası olan Amerika Açık'ta şampiyon olurken sadece yarı finalde Amelia Mauresmo'ya karşı bir set verdi. Ayrıca yarı finalde aldığı setleri 6-0 ile kazandı daha önce kadınlarda yarı finalde iki sette 6-0 ile bitmemişti bu nedenle bu sonuç ayrıca Amerika Açık'ın da tarihine geçmiş oldu. Yılın sonunda dünya sıralamasında 2. sırada yer alıyordu.


                                             Amerika Açık'ta şampiyon olduğu zaman
                                     

2007 yılı onun için diğer yıllara nazaran çok da başarılı geçmedi. Avustralya Açık'ta Finale çıktı ama finalde Serena Williams'a 6-1 ve 6-2'lik setlerle yenildi. Sonraki grand slamlerde de yarı finalden önce elendi. Mayıs Ayı'nda ise İstanbul Cup'ta oynamak için Türkiye'ye geldi. Finale kadar başarılı performanslar sergiledi, finalde ise Aravane Rezai'ye 6-2, 6-4'lük setlerle yenildi ve turnuvayı 2. olarak tamamladı.

2008'e ise kupayla başladı Masha, Avustralya Açık'ta set vermeden şampiyon oldu. Böylelikle 3. Grand Slam'ini de kazanmayı başardı. 2008 Sharapova'nın kariyerinin o zamana kadar ki en başarılı senesi oldu. Avustralya'dan sonra Katar Açık'ta da finalde Vera Zvonareva'yı 6-1, 2-6 ve 6-0'lık setlerle yenerek kupanın sahibi oldu. 2008 yılında uzun süre kimseye yenilmeyen Rus Raket'in yenilmezlik ünvanına Svetlana Kuznetsova Pasifik Life Açık'ta son verdi.  Roland Garros'a bu sefer dördüncü turda başka bir Rus Tenisçi Dinara Safina'ya yenilerek veda etti. Başarılı geçen bir sezondan sonra omzundan sakatlandığını açıklayan Masha bir süre tenise ara vereceğini açıkladı.


                                                2008 Avustralya Açık şampiyonluğu

Sakatlığı nedeniyle Amerika ve Avustralya Açık'a katılamayan Maria Sharapova 8 ay sonra kortlara geri döndü ve 2009 da sadece  Tokyo'da Toray Pan Pasifik'te finalde rakibi Jelena Jankovic'in sakatlığı nedeniyle çekilmesi sayesinde şampiyon oldu. Sakatlığından sonra kaldırdığı ilk kupa oldu.
2010'da kariyerinin 21. ve 22. kupasını kaldırdıktan sonra 2011'de toprak kort sezonunda Roma Masters'ta şampiyon olarak Roland Garros için favorilerden biri olarak gösterilmeye başlandı. Yarı finale kadar iyi gelse de turnuvada şampiyonluk yaşayacak olan Li Na'ya yenilerek elendi.
Wimbledon'da ise bu sefer finalde Petra Kvitova'ya 6-3, 6-4'lük setlerle yenilerek 2. oldu.
Masha 2012'de Avustralya Açık'ta 2.lik yaşadıktan sonra Roland Garros'ta favori olarak korta çıktı. Yarı finalde bu sefer Petra Kvitova'yı yenmeyi başardı ve finale çıktı. Bu maçın ardından da tekrar sıralamada 1. sıraya yükseldi. Finalde ise Kariyer Slami'ni tamamlamak için Sara Errani'yi yenmesi gerekiyordu ve bunu 6-3, 6-2'lik setlerle başardı. Yani Wimbledon, Amerika Açık, Avustralya Açık'tan sonra uzun süredir almayı istediği Roland Garros'u da kazanmış oldu.


                                          2012'de Roland Garros şampiyonluğu sonrası

Aynı yıl Londra Olimpiyatları'nda ülkesini temsil etti ve gümüş madalyanın sahibi oldu.

2013'te Avustralya Açık'ta yarı finale kadar başarılı bir şekilde geldi Rus Raket, Venüs Williams, Kirsten Flipkens ve Ekaterina Makarova ile arka arkaya  oynadığı maçlarda sadece 9 oyun kaybetti ve Monica Seles'in 1985 Avustralya Açık'tan beri kırılamayan rekorunu kırdı. Yarı finalde ise Li Na'ya elenerek finale kalamadı.

Roland Garros'ta geçen yıl olduğu gibi yine finale kadar gelmeyi başardı, Serena Williams ile karşılaşan Masha Serena'ya yenildi ve şampiyonluğu kaçırdı. Wimbledon'da 2. turda elenen Sharapova, omuzundaki sakatlığın nüksetmesi nedeniyle Amerika Açık'tan çekildi ve bir süre tenise ara verdi.

Sakatlığının ardından 2014'te Avustralya Açık'ta dördüncü tura kadar geldi ve çeyrek finale kalamadı. Omuz sakatlığı onu belki de çok etkiliyordu. Sezonun 2. grand slami olan Roland Garros'a geldiğinde ise dünya sıralamasında 7. sıradaydı. Eskisi gibi favori değildi ama Masha turnuvaların her zaman gizli favorilerindendir. Roland Garros'ta maçlarda sergilediği oyunla "toprak kortta çok iyi mücadele ediyor" dedirtti ama özellikle finalde sergilediği oyun Masha'nın ne derece iyi bir toprak kort oyuncusu haline geldiğini görmemizi sağladı. Sharapova 1.88 boyunda ve o boydaki bir kadın için toprak kortta koşmak biraz zordur ama o eskiden olsa çıkaramayacağı, koşmaya yeltenmeyeceği her topa koştu.

Finale çıkarken yarı finalde ilk seti kaybetmişti ama sonrasında çok farklı bir oyun ortaya koydu ve maçı kendi lehine çevirdi, finalde de ilk seti almayı başarmıştı, ikinci set ise tenis severleri tenise doyurdu diyebiliriz. İki rakette çok iyi oynadı birbirlerinin servisini 2 kere kırdılar ve set tie breake gitti. Tie Break'i Halep daha iyi oynadı ve setlerde durum 1-1'e geldi. Bu sayede Roland Garros'ta kadınlar finalinde 13 yıl sonra final seti belirleyecekti şampiyonu. Final seti ise Masha'nın çok daha iyi oynadığı bir set oldu. İlk iki sete göre daha çok koştu, rakibini daha çok hataya zorladı ve kendi servis oyunlarına tutundu. Sonuçta da seti 6-4 kazandı ve kariyerinde 2. defa Roland Garros şampiyonu oldu. Bu şampiyonlukla ayrıca bir grand slami 2. kere kazanan ilk Rus Raket oldu.

Bu sonuçla hem Simona Halep hem de Maria Sharapova dünya sıramasında yükseldiler. Masha 7. likten 5. liğe çıktı Halep ise 4. sıradan 3. sıraya yükseldi. Tenis severler açısından güzel bir maçtı kendi adıma söylemem gerekirse uzun bir aradan sonra kadınlar tenisi izlerken heyecanlandım ve sonunda dedim. Şimdi önümüzde Wimbledon var, en prestijli tenis turnuvası olarak gösteriliyor ve Masha için de ayrı bir önemi var. Güzel tenis izlemeyi umut ederek Wimbledon'a gün saymaya başlayalım.










29 Mayıs 2014 Perşembe

Başlangıç Vuruşu


Bu yazıda bu bloğa girdiğinizde neleri okuyacağınızı yazacağım.

Aslında http://adamolmakistemiyorum.blogspot.com.tr/ adında bir bloğum var ama o daha çok günlük gibi ve işlerimi orada paylaştığımda biraz karışmaya başladı o nedenle yeni bir blog açmaya ve düşüncelerimi, yaptığım işleri orada paylaşmaya karar verdim ve işte bu bloğu açtım.

Gazetecilik mezunuyum ve bu blogda ilgi alanım olan sporla alakalı haberleri ve kültür-sanat haberlerini bulabilirsiniz(sinema, kitap, müzik). Ayrıca yaşadığımız olaylar hakkında gözlemlerimi de ekleyeceğim.

Editörlük işleriniz varsa veya sayfa tasarlanmasını istiyorsanız size yardımcı olabilirim.

Şimdilik yazacaklarım bunlar yazıları paylaşmaya başlayınca daha yakında tanışırız. Herkese güzel günler diliyorum.